Embed

Yaz toprağı

Yaz toprağı

 

 

Toprağın sevinci rüzgâr esiyor

Öğlen uykusundan uyanıyorum

Üstüm başım som ışık

 

Denize giden salyangoz

Bahçenin iz bırakan dalgınlığı

 

Duvara tırmanan parlak böcek

Örümceğin ağına takılıyor –

Ölümün eşiğini düşünüyorum

 

 

 

Toprağa yakın

 

 

Yan yana yürüyorum ağaçla

İçim dışım gürül gürül orman

Irmaklar parmaklarımdan akıyor

Kuşlar tellerden uçtu uçacak

 

Toprağın buğusu başımı döndürüyor

Demek yaşıyorum, deniz yerli

Yerinde duruyor, kayalar fenere

Bakıyor, günün içinden serçeler

Geçiyor, başımı kaldırıp bakıyorum

Yalın toprağa

Islık çalan rüzgâr

Çiçek açıyor

 

 

Sürgün

 

 

            Nereye sürüldüm, anımsamıyorum hangi toprak parçasına? Geçtiğim çağ yeryüzü sürgünlüğümün yıldızlar üzerinden akıp gittiği, taşlara dokunduğum, çiçeklerin göğe çıktığı çağ mıydı? Kadınları hep kapı önlerine oturup uzakları, sonsuzu çağırırken gördüm. Nehirlerin gümüşü balığındandı, ama ben onların da buraya sürülmüş varlıklar olduğunu düşündüm. –Benim sürgünlüğüm, anımsıyorum, dikilmiş bir utanç anıtıydı köyleri kentleri geçen, denize inen.

 

 

Kandiller

 

 

-Yıldızlar, Dicle’nin üstünde. Köprünün altından karpuzlara yerleştirilen kandiller geçiyor, ışıyor içim. Kırmızı bir ay kandillerle konuşuyor. Yıldızlar mı, kandiller mi? Hangisi akıp gidiyor?

Doksan sekiz yıl geçti. Yıldızlar da kandiller de utancımızı götürüyor. Kim anımsıyor adlarını?

Ey yeryüzü, de ki ölenlerin çocuklarına, akıp gidiyor insan şimşekler gök gürültüleri arasından.

 

 

AHMET ADA

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !